Milli Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin ABD tarafından uygulanan CAATSA yaptırımlarının ve savunma sanayisine yönelik doğrudan ya da dolaylı tüm kısıtlamaların kaldırılmasını beklediğini açıkladı. Bakanlık Sözcüsü Zeki Aktürk, haftalık basın bilgilendirme toplantısının ardından gazetecilerin sorularına verdiği yanıtta, söz konusu yaptırımların iki NATO müttefiki arasındaki ilişkinin ruhuyla bağdaşmadığını söyledi. Açıklama, Türkiye için üretilmiş altı F-35 savaş uçağının geleceğine ilişkin görüşmelerin sürdüğü bir dönemde geldi.
CAATSA yaptırımları nasıl başladı?
ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının ardından 2020’de CAATSA kapsamındaki yaptırımları yürürlüğe koydu. Yaptırımlar Savunma Sanayii Başkanlığı ve bazı üst düzey yetkilileri hedef aldı. Türkiye ayrıca F-35 ortak savaş uçağı programından çıkarıldı.
Ankara uzun süredir S-400 tedarikinin egemen bir savunma tercihi olduğunu savunuyor ve yaptırımların müttefiklik ilişkileriyle uyumsuz olduğunu belirtiyor.
Altı F-35 Türkiye için üretilmişti
Türkiye programdan çıkarılmadan önce altı F-35 uçağı Türk Hava Kuvvetleri için üretilmişti. Uçaklar ABD’de kaldı ve teslim edilmedi. Ankara bu uçakların teslimi veya yapılan ödemelerin karşılığının farklı biçimde çözülmesi gerektiğini savunuyor.
F-35 meselesi yalnız hava kuvvetlerinin modernizasyonu değil, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinin sembolik başlıklarından biri haline geldi.
F-16 modernizasyonu ayrı kanaldan ilerledi
Türkiye son yıllarda ABD’den yeni F-16 savaş uçakları ve modernizasyon kitleri için onay aldı. Bu süreç, F-35 anlaşmazlığı devam ederken hava kuvvetlerinin ara dönem kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor.
Ancak Ankara uzun vadeli hava gücü planlamasında daha ileri teknolojiye sahip uçaklara ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.
KAAN programı stratejik önem taşıyor
Türkiye aynı zamanda yerli beşinci nesil savaş uçağı KAAN’ı geliştiriyor. Program, dış tedarik kaynaklı siyasi riskleri azaltmayı ve savunma sanayisinde teknolojik bağımsızlığı artırmayı hedefliyor.
KAAN’ın tam operasyonel kapasiteye ulaşması yıllar süreceği için geçiş dönemindeki hava gücü planlaması F-16 ve olası F-35 çözümleriyle bağlantılı.
Sanayi şirketleri açısından yaptırımların etkisi
CAATSA ve diğer kısıtlamalar yalnız devlet kurumlarını değil, Türk savunma şirketlerinin finansman, teknoloji ve tedarik ilişkilerini de etkileyebiliyor. Bazı lisans ve ihracat izinlerinin gecikmesi projelerin maliyetini artırabiliyor.
Kısıtlamaların kaldırılması, Türk ve ABD şirketleri arasında ortak üretim ve teknoloji iş birliği imkanlarını genişletebilir.
NATO boyutu
Türkiye NATO’nun en büyük ordularından birine sahip ve Karadeniz, Orta Doğu ile Doğu Akdeniz’de stratejik konumda bulunuyor. Ankara, savunma yaptırımlarının ittifak içindeki askeri uyumu zayıflattığını savunuyor.
Washington ise Rus yapımı S-400 sisteminin NATO teknolojileri ve özellikle F-35 açısından güvenlik riski oluşturduğunu ileri sürdü.
Diplomatik çözüm teknik bir formül gerektiriyor
Yaptırımların kaldırılması yalnız siyasi karar değil, S-400 sisteminin statüsü ve kullanım şekline ilişkin teknik bir uzlaşma da gerektirebilir. Tarafların bu konuda hangi formülleri değerlendirdiği kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklanmış değil.
Bu nedenle olumlu siyasi mesajlar gelse bile kısa vadede otomatik çözüm beklenmiyor.
Suudi Arabistan’a askeri katkı konusu
Bakanlık aynı açıklama kapsamında Türkiye’nin Suudi Arabistan’a olası askeri katkısının hukuki çerçevesine de değindi. Herhangi bir konuşlandırmanın anayasal ve parlamenter prosedürlere tabi olacağı vurgulandı.
Bölgedeki artan güvenlik gerilimi, Türkiye’nin NATO dışındaki savunma ortaklıklarını da daha görünür hale getiriyor.
Sıradaki adım Washington-Ankara görüşmeleri
Türkiye’nin beklentisi net: CAATSA yaptırımlarının yanı sıra savunma sanayisine yönelik doğrudan ve dolaylı kısıtlamaların kaldırılması. Sonucun ise S-400, F-35 ve iki ülkenin güvenlik önceliklerinin aynı masada nasıl uzlaştırılacağına bağlı olduğu görülüyor.
Kaynaklar
- Milli Savunma Bakanlığı haftalık basın bilgilendirmesi, 15 Ekim 2026
- Anadolu Ajansı, 15 Ekim 2026
Export licenses remain an important practical issue
Even if the formal CAATSA framework is eased, Turkish defense companies may still face separate licensing requirements for engines, avionics, sensors and other U.S.-origin components. Ankara’s reference to “direct or indirect restrictions” therefore matters because the practical effect of sanctions can extend beyond the legal text itself.
Turkish manufacturers have responded by localizing more components and diversifying suppliers, but some technologies remain difficult or expensive to replace. Faster licensing could therefore affect the delivery schedules of both domestic programs and export contracts.
Congressional politics could shape the outcome
Any major shift in U.S.-Türkiye defense relations also has a congressional dimension. Lawmakers have previously linked arms sales to regional security disputes, NATO policy and Türkiye’s relations with Russia. The administration may support a compromise while still facing scrutiny from Congress.
That means a political understanding between the two governments may need to be translated into a package that can survive domestic debate in Washington. For Ankara, the objective is to turn improving diplomatic rhetoric into concrete changes in procurement and technology access.
Another practical consequence concerns joint ventures and export customers. Turkish defense companies sell drones, armored vehicles, missiles and electronics to dozens of countries, and some platforms still contain components subject to U.S. export control. Removing licensing bottlenecks could make contract delivery more predictable and reduce the need for costly redesigns.
For Washington, any easing would also be weighed against the risk of sensitive technology operating alongside Russian systems. The core challenge is therefore not simply political goodwill but creating a technical and legal arrangement both sides can defend domestically.



